Aşı alımı ve aşırı doz dolduruş BELGELER, itiraflar, mektuplar havada uçuşuyor, ama şu ara sokaktaki vatandaşın kafasını kurcalayan tek şey "Domuz gribi aşısı olmalı mıyız, olmamalı mıyız" konusu. İlginç bir halkımız olduğu söylenebilir. Başına kuş, deli dana, domuz gibi hayvan ekleri almamış olan griple o kadar da çok ilgilenmiyoruz. Oysa daha çok öldüren o. Malumunuz, 2004 yılında Sağlık Bakanlığı bir genelgeyle SGK kapsamındaki insanların normal-mevsimsel grip aşılarının maliyetlerini üstlendi. Aşıyı bedava hale getirdi, buna rağmen o zamana dek % 4 olan aşı oranı sadece % 9'a çıktı. Ama domuz gribi olunca iş başka oluyor. İş o hale geldi ki, köşe yazarlarına bile soruyorlar: "Nihal Hanım domuz gribi aşısı yaptıralım mı? Siz yaptıracak mısınız?" Soruya soruyla karşılık verelim. Başbakan domuz gribi aşısı yaptırdı mı? Cumhurbaşkanı yaptırdı mı? Hayır. Bildiğim kadarıyla Sağlık Bakanlığı'na bağlı Bilimsel Aşı Kurulu'nda bulunup domuz gribi aşısı yaptırmış herhangi biri de yok. Bu insanlar, hayatlarını önemsemeyecek kadar depresyonda olamazlar.
AŞIRI DOZ DOLDURUŞ
O halde Türkiye neden 45 milyon doz domuz gribi aşısı siparişi verdi? Bana kalırsa, aşırı doz dolduruşa gelme, en tehlikeli senaryoyu düşünüp yanlış içtihada savrulma gibi bir durum söz konusu. Aşının gerekliliğini saptama konusunda en önemli bilimsel parametre, virüsün öldürücülük derecesi. Mevsimsel-tipik gribin öldürme oranı yüzde 1. Domuz gribinin öldürme oranı ise yayılmaya başladığı güney yarımkürede, yani insanların çoğunluğunun yoksul olduğu ve hijyen koşullarına yeterince riayet edilmeyen güney yarımkürede bile binde 1. Virüsün kuzey yarımküreye geçtiğinden bu yana oran binde 0.7'ye düştü. Araştırmalar domuz gribinin öldürme olasılığının tipik gripten daha düşük, bulaşma hızının ise tipik gripten daha hızlı olduğunu gösteriyor. Saha araştırmalarında üç yüz milyonluk nüfusa sahip ABD'nin üçte birinin an itibarıyla domuz gribi geçirmiş oldukları tespit edilmiş. Siz de hiç fark etmediğiniz halde domuz gribi atlatmış ve şimdi aslanlar gibi geziyor olabilirsiniz. Nitekim şu an hafif seyreden grip semptomlarını veren hastalara test yapılması yasaklandı, sadece ağır görüntü verenlere test yapılıyor.
ÖLÜ DOĞMUŞ BİR TEDBİR
Grip enfeksiyonlarının seyir biçimiyle ilgili tecrübe, bir grip virüsünün maksimum 6-9 ay boyunca yayılabileceği, sonra sönümleneceği yolunda. Domuz gribi ilk nisan ayı başında ortaya çıktı. Yani aralık ayında bu virüs sönümlenmiş olacak. Oysa bizim aşıların kitlelere uygulanması aralık ayında başlayacak. Aşıya bağışıklık için geçen zaman da iki üç haftayı alacak. Sonuç?.. Bu ihtimale göre, bizim aşılar çoktan etki gücünü yitirmiş bir virüse karşı uygulanmış olacak.
OKLAR WHO'YU GÖSTERİYOR
Nasıl oldu da domuz gribi üzerine bu kadar sansasyon üretilebildi sorusunun cevabı WHO'da. BM'ye bağlı Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) kaynak sıkıntısı içinde olduğu biliniyor. Sözde domuz gribiyle mücadele için BM'den 1.5 milyar dolar nakit fon istediği de. İlaç firmalarının WHO'ya destek çıktığını belirtmeye bile gerek yok. Bilim adamları, tipik mevsimsel grip aşısının domuz gribi gibi atipik gripleri aşma noktasında da kısmen faydalı olduğunu söylüyor ama bu ilaç firmaları, yeni aşılarını satabilmek için "Hayır, normal grip aşılarının domuz gribine hiçbir faydası yoktur" yolunda propaganda yapıyorlar. Aynı firmalar, kuş gribi ve deli dana virüsleri söz konusu olduğunda da benzeri dezenformasyonları yapmışlardı. Fakat bu kez işi daha sıkı tuttular; kuş gribinde ve deli danada direnebilen Türkiye, domuz gribinde aynı direnci gösteremedi. Bana kalırsa, ölümler olması halinde, medyanın bakanlığı tedbirsizlikle suçlamasından çekinildi. Ama bir şey daha var. "Normalde gönüllü denekler üzerinde denendikten sonra (faz4 safhası) kitlelere uygulanması gereken aşının, bu kez bu safha atlanarak kitlelere ulaşması söz konusu." Bu durum, "Türkiye deneme tahtası mı?" endişelerini de haklı çıkarır cinsten. Aşı cıva içeriyor, cıvasız versiyonu sadece hamilelere uygulanacak. Cıva içeren aşılardan zarar doğması kuvvetle muhtemel. Aşıyı üreten ilaç firmaları, burada da sorumluluğu üzerlerinden atmış vaziyetteler. Sağlık Bakanlığı'nın zarar doğması halinde bu firmalara rücu etme hakkından vazgeçmiş olmasını anlamak imkânsız hale geliyor. Bu durumu anlatabilecek bir dizi atasözü var. Fakat içime doğan cümle şu: "Aşırı tedbir, başka tehlikeleri tetikler..."